Kaçış Eserlerinin Verdiği Zarar

    • Kaçış Eserlerinin Verdiği Zarar

      Yeni

      Fantastik edebiyat, anime, manga, çizgi romanlar, çizgi filmler, oyunlar... liste uzar gider. Bunların hepsi ve daha fazlası, hepimizin sevdiği şeyler ve en önemli özelliklerinden birisi, gerçek dünyadan bir kaçış sağlamaları. Peki nereye kadar? Elbette insanın hayatı tamamen sorunlarla, memleket meseleleriyle, felsefeyle, bilimle vb. geçemez fakat "dur" denilebilecek bir nokta olmalı. Ralph Nader'in dediği gibi,

      "Politikaya girmezseniz, politika size girer."*

      O zaman bu nokta ne olmalı ve siz ne kadar kaçıyorsunuz?



      "Öfkeli değilseniz, yeterince dikkat etmiyorsunuz."

      * Orijinal söz: If you're not turned on to politics, politics will turn on you.
    • Yeni

      Açıkçası sosyal hayatımda tanıdığım çoğu insanın ne bir hobisi var, ne bir sanatsal uğraşı. Arada sırada cafede CS atarlarsa atarlar. Tek yaptıkları işlerine gidip gelmek, akşam dostlarıyla dışarı çıkmak ya da evlerinde çoluğuyla çocuğuyla oturmak.

      Kişinin eğer içinde sorgulama dürtüsü, merakı varsa, çevresinde olan bitenleri fark ediyor ve bunları irdeliyorsa isterse günde 19 saat çalışsın, 20. saatinde kendine vakit ayırır durumu analiz etmeye başlar. Yani insanın içinde olacak, tabii ki bunlar bir nebze bizi uzaklaştırma yöntemleri, ama kişide bitiyor iş.

      Bunlar elbette ki bir etken, ama çok zayıf bir etken.

      Zembereğinden boşalmış bir zaman bu. Ne mel'un bir şanstır ki, düzeltmesi de bana kalmış!

    • Yeni

      Neden sanat ürünü tüketiriz sorusunu sormamız gerekiyor ilk önce.

      Bunun içinde sanatın sanat tüketicisi için olan kısmını ele almamız şart, sanayi devriminin getirdiği şehirleşme ve daha bireysel yaşamın çok fazla getirisi olduğu gibi bizden götürdüğü şeylerde oldu. Kabul etmek lazım ki insan sürü psikolojisine sahip, gruplaşmaya yatkın ve hayatının çoğunu grup içinde yaşamak isteyen bir varlık. Büyük şehirlerin getirdiği bu yalnızlaşma durumunda ise insan sonunda kendiyle baş başa kalıp, kendini önceki topluma göre kat kat daha fazla değerlendirmek zorunda kalıyor. Bu da kendini hayat içerisinde daha fazla sorgulamak ve yerini düşünmek demek, bunun sürecinde ise toplum ile yaşamanın aslında sakat bir yapı olduğunu ama aynı zamanda süregelen birşeyin olması için toplumun varlığının gerekli olmasından dolayı, basitçe bizi meşgul edecek şeylere ihtiyacımız var. Çoğu kişinin sandığının aksine sanat özellikle günümüzde sanat ürünleri olmasaydı bu toplumun 2-3 içerisinde çökmesi içten bile değildi. Toplumun en büyük ilacı sanat ve o kadar ağır bir geçmişi var ki, çok fazla dala,alana, tekniğe ayrılıyor. Sanat ile insanları üste de çıkarabilir, aşağılara da çekebilirsin. Tek bir eserle en sağlam şerefsizleri tarihte melek gibi gösterdiğin gibi, melek gibi insanları şeytan ilan edebilirsin.

      Sanatın ne kadar güçlü,yönlendirici ve aynı zamanda bizim olmazsa olmazımız olduğu üzerine daha uzun uzun yazılabilir ama konusu olmadığı için bunları neden anlattığım kısmına gelmek istiyorum;

      Üste bahsettiğim kendimize vakit ayırmamız burada ana etmen. Eğer kişi kendine ne kadar vakit ayırıyorsa, o kadar sanat ürünü tüketme ihtiyacı duyuyor. Bir aralar ne kadar fazla tüketirsen o kadar kaliteli ürünlere yönelirsin gibi bir teorim olsa da 700 anime izleyip favori animelerine sao,bnha diyen insanlar gördüğümden bu düşüncemin ne kadar yanlış olduğunu tescil etmiş oldum diyebilirim. Bence burada ana etmen kişinin bu eserleri tüketirken, eserleri dışarıdan ne kadar değerlendirebildiği, niye sevdiğini sorgulayabilmesi kısacası sadece tüketici değil aynı zamanda eleştirisini yapabilmesinde yatıyor. Tüketici olan bireyin tek amacı, Feindbild'in bahsetiği gibi sadece kaçış olabilir. Anlı hazlar beşinde koşuyor olabilir. Yada çoğu insanın dediği gibi kafamı dağıtmak için bakıyorum ya diye bahsettiği şeye gelelim bunlar için tüketilen eserlerin aksiyon,macera,komedi veya sıradan kahramanlık öyküsü olması gerçeğini değerlendirirsek çoğu eser bir kaçış eseri değil midir? Sadece tüketicisi olan insanın, bunu ne kadar süreyle tükettiği önemlidir.

      Yani günün 3de 2sini çalışarak geri kalan 3de 1in yarısını bile zor kaplayacak şekilde sanat ürünlerini tüketmeye ayırıyorsa, bu kişinin tek problemi tükettiği ürünün kalitesidir. Ama birey gününün çoğunu sadece sanat ürünü tüketerek geçiriyorsa artık onun kendini değerlendirmeye alması gerektiğidir. Çünkü bu ürünlerin asıl amacı üste uzun uzun bahsettiğim gibi zaten temelde yeni düzen toplumunun getirdiği bireyseleşme, kendi başına kalmışlığı tatmin etmek, iyileştirmek. Sen ilacı günün 3de 2si hatta daha fazlasında alıyorsan ve üretime geçmiyorsan(hakkında yazmak,çizmek,çalmak, yada bizzat yeni bir eser üretmek) sürece sadece tüketimin kölesi haline gelmiş bir bağımlısın demektir.


      Yani bu soruya verilecek tek bir cevap yok malesef, aynı sanatın tanımına tek bir cevap veremememiz gibi. Bir çok koşulda üste değerlendirmeye çalışsam da, bunlar sadece kendi gözlemlerimle bilgimin kesişmesi sonucu ortaya attığım bir düşüncedir. Sonuçta ne kadar fazla tüketirsen teorimde olduğu gibi bu düşüncelerimi değiştirecek yeni gözlem verileri elde edebilirim. Ama şunu eminim ki sanata ayırdığın vakit ana etmendir bu konuda.
    • Yeni

      Kaçış eseri aslında kaçışın sadece bir aracı fakat araçlar, geri bildirim mekanizması oluşturabiliyor. Yani bir pozitif geri dönüş mekanizması sayesinde, kendilerine daha çok bağımlı hale getirebiliyor. Belki bu açıdan kaçış eserlerinin özel bir karakteri vardır ama yine de emin değilim. Asıl sorun kaçış meselesinin kendisinde. Bir dereceye kadar insan hayatın sorunlarından uzaklaşmalı, kendisine zaman ayırmalı ve bu durum kişisel hayatın yüküne göre değişebilen bir şey. Ancak bu kaçış eyleminin ayarının kaçması (pun intended) başlı başına bir sorun. İnsanı apolitikliğe ve cehalete itiyor.

      Mesela ortalama bir bireyin haber takip etmesi, farklı siyasi sistemlerin veya en azından kendi içinde bulunduğunun temellerini bilmesi, belli edebi, düşünsel ve bilimsel fikirlerin farkında olması gerekiyor. Oysa böyle bir şey yok. Bunun da ötesinde, haklarını bilmesi, gerekiyorsa daha fazla hak istemesi, sivil örgütlerin öneminin farkında olması ve onların içinde yer almaya çalışması da gerekli. Bir örgüte üye olmak vesaire zorunlu değil fakat en azından, kendi haklarını aktif olarak savunması gerekiyor. Buna, gerektiğinde basın bildirilerine katılmak, eylemlere katılmak vs. de dahil. Bunların hiç birisi yapılmadığı için, Türkiye şu an bu durumda. En azından kısmen bu sebeple.

      Bilgiye ulaşmak ve onu değerlendirebilmek gerekli. Aynı şekilde, bu bilgiyi kullanarak eyleme de geçmeli. Siyasete girmeyen insanlar yüzünden siyaset bize giriyor işte. Suskun çoğunluk vb. olayların savunulması çok saçma söylemler.

      Düzenleme: İnsanlar bunların hiç birisini yapmadığı için ülkede özgür ortam niyetine hiç bir şey kalmadı. Böyle geek kültürü sitelerde sürünüyoruz anca işte. KB'ye bir lafım yok bu konuda, böyle bir ortama ev sahipliği yapması takdire şayan bir şey. Ancak sadece bununla sınırlı kalmamalıydı. Daha özgür siteler, tartışma platformları, gerçek hayatta platformlar, buluşmalar vb. olması gerekiyordu. Buralarda düşünce alışverişlerinin olması falan filan... eskiden küçük bir derece de olsa vardı bunlar. Artık onlar da yok. Yakın arkadaş topluluklarında veya burası gibi ender, küçük sitelerde bu durumlar mevcut. Ekşisözlük veya Donanımhaber gibi siteleri buna dahil etmiyorum çünkü herhangi entelektüel tamamen çöpler. Var olmasalar insanlığın kaybı olmadığı gibi, kazancı olurdu.

      Bu noktadan bir çıkış görmüyorum açıkçası. Her şey çürüyor. Bir değişiklik olursa da, Türk halkına gayet yaraşır bir şekilde, bir anda tepkisel ve ergence, yarım yamalak bir şekilde olacaktır. Gezi eylemleri de böyleydi. Kimse beklemezken bir anda çıktı, bir değişiklik oldu ama insanlarda süreklilik ve örgütlenme diye bir anlayış olmadığı için, sönüp gitti.
    • Yeni

      Değişim tepeden aşağı mı aşağıdan tepeye mi olmalı bu konuda ki görüşlerim hâlâ belirsiz. Bununla beraber bu görüşr katılmıyorum.

      Bu "kaçış eserlerine" sarılanların bu eserlerle alakaları bile olmayan gruplara göre daha az hakkını arama, siyasette daha az etkin olma gayesi gütme gibi eğilimleri olduğunu düşünmüyorum. O suskun kalabalıkta bunlarla alakaları bile olmayan insan sayısı daha fazla. Acaba memleket meselelerine, felsefeye eğilimi olanlarda bu eserlere olan ilgi daha mı fazla?

      Ben ikisi arasında bağ olduğunu pek sanmıyorum bu düşüncemin temeli çoğunlukla kişisel tecrübelerime dayansa da...

      Sorun kaçışın kendisindedir. Kaçmak isteyen buralara da kaçar başka yerlere de. Gider skindirik YouTube kanallarını takip eder bilmem ne yapar vs. Bu tıpkı aşı mevzusu gibi. Nasıl aşı yaptırmayanlar yüzünden hastalıklar yayılma ve gelişme zemini bulup yerine göre aşı yaptıranı yerine göre aşı yaptıramayanı vurabiliyorsa hakkını savunmayanlar yüzünden hak yiyiciler artıp gelişip savunabilenleri de vuruyor.

      Kaçış eserleri olarak nitelendirilenlerin veya sanatın toplumdaki yeri bence en azından doğrudan buna hizmet etmiyor.