En Sevdiğiniz Oyunlar

    • oyun
    • Subnautica: Evet, çok fazla survival oyun çıktığı dönemin bir oyunu ve onların arasında su altı konseptiyle baya farklı biryerde. Yıllar sonra ful sürümün çıkması ile sunduğu hikayesi ile yarattığı dünya ve derin suları keşfetme hissiyle aynı zamanda o keşif duygusunun korkusunu çok iyi veriyor. Hele ilk oynayışınızda o yerleri görmek baya harip hisetiriyor sizi. Sürekli bir bilinmezlik olması ve sizin o bilinmezliğe kafa atmanız, tek dostunuzun size rapor veren bir yapay zeka olması.... Müthiş bir survival oyunu. Daha üstlere oynayacak benim için yok.

      Mount and blade warband: Tarihe olan merakım sayesinde hep strateji oyunlarına merak salsam da, hep istediğim şey özünde uzun uzun düşündüğüm stratejiler sayesinde katliamlar yaratmakmış. Bu oyunun extra etkisi strateji yanında seninde savaş alanında olman ve o kötü grafiklere rağmen verdiği vuruş hissiyatının hat safhada olması... Anlatılmaz yaşanır.

      Total war serisi(özellikle attila warhammer): Biraz daha yeni tarz total war oyuncusu olarak yeni şeyler denenen, özellikle warhammer gibi fantastik elementlerin eklendiği dünya da total war zevki ayrıdır bende. 500 saat oynasan da hala yeni taktikler üretebileceğin bu oyunun tek eksisi firmasının gavatlığı. Herşey için extra para istiyorlar.

      Skyrim: Skyrim mühendis kafasıyla yapılan bir oyun. Duygusuz karakterler, yüzeysel hikaye anlatımı ve tasarımlarının sanatsal bakımdan sıradanlığını bir kenara bırakırsak, çok iyi düşünülmüş algoritma, sınırsız modlama kapasitesi,harita ve hava durumu tasarımının sınırsız çeşitliliği, hayat kurma hissiyatı gibi bir sürü artısı ile fütursuzca oynama imkanı sunuyor. Skyrim anlatmaya gerek duymuyorum uzun uzun.

      Witcher serisi: Witcher serisi bir rpgden çok lineal bir oyun havası veriyor. Rpglerin verdiği özgünlüklerden yoksun olmasına rağmen bunu sağlam oturmuş bir evren ve karakterlerle daha iyi şekilde kapıyor. Özellikle 3. oyunla açık dünya konsepti ve içerikle tüm dünyaya ders olmuş bir seri, çok övdüm, birde burada övmeye gerek yok.

      Dragon age origins: Bu oyunun benim için en büyük artısı hem strateji hem rpg oyunu olması aslında. Eski rpglerin kuşbakışı kamerasınu kulanmak yerine bunu aksiyon kamerası ile yapması çok büyük bir artı. Keşke bu tarzda bir oyun daha çıkabilse ama işte günümüzün rpg oyuncusu ya tamamen eski tarz ada yeni tarz rpgleri tercih ediyor. Dragon age origins gibi karmayı çıkarsalar da oynayacaklarını düşünmüyorum artık insanların.

      Civilization 5: Yani iyi bir strateji değil ama sana yaşattığı o sıfırdan medeniyet kurma hissi inanılmaz üst seviyelerde. 200 saati rahat devirmişimdir ve bırakma nedenim, yaptığı aşırı bağımlılık etkisi. Bundan daha fazla bağımlılık yaratan başka oyun oynamadım.

      Mass efect serisi: Yani geth ırkı yer yeter. Legionla saatlerce sohbet etmek isterim. Güzel yaratılan karakterler, sürekli seni sorgulatan hikaye anlatımı... Keşke düzgün yeni bir serisi çıkabilse. Yada yeni bir bu tarzda hikayeye önem veren uzay macerası rpgsi oynayabilsek.
    • 1-Süper Mario 64
      2-God of War 2018
      3-God Hand Ps2
      4-Zelda Ocarina of Time
      5-Witcher 3
      6-Resident Evil 4
      7-Metal Gear 3
      8-Devil May Cry 3
      9-Detroid Become Human
      10-Bloodborne

      Seri olarak yapayım birde çünkü üstteki listede sadece her seriden tek oyun koydum
      1-God of War
      2-Metal Gear Solid
      3-Legend of Zelda(Switchim yok o yüzden BotW ve Odyssey'i oynayamadım ama N64 ilk konsolum ve ilk oynadığım oyunlar Mario 64 ve OoT'tu)
      4-Devil May Cry
      5-Dark Souls
      6-3D Mario (64, Sunshine, Galaxy, Odyssey)
      7-Quentic Dream oyunları
      8-Bioshock
      9-Doom
      10-Uncharted
    • Mass Effect üçlemesi - Defalarca bitirdiğim ve hikayesi ile yoldaşlarına bayıldığım seri.

      Dragon Age: Origins ve Inquisition - Origins de defalarca bitirdiğim ve çok sevdiğim bir oyun. Inquisiton'ı henüz sadece üç kere falan bitirdim ama yerini hakediyor.

      Neverwinter Nights 2 - Unutulmuş Diyarlar'da, Kalach-cha'nın cünupluk destanı. Bir kaç kez bitirmişimdir.

      World of Warcraft - Work is DA POOP. Warcraft evreni severi olarak başlamam kaçınılmazdı.

      Warcraft III ve Frozen Throne - Mükemmel bir campaign ve sınırsız fan map. O haritalarda ne kadar zaman geçirdim bilmiyorum.

      Guild Wars 2 - Çok farklı ve bu sebeple bayıldığım bir mmorpg. Sanat tasarımını ayrı bir seviyorum.

      Life is Strange - Feels intensify.

      Diablo III (RoS ile) - İlk halini hiç sevmesem de, beş yıl sonra dönünce gayet keyif aldım. Bayağı bir düzeltilmiş ve keyif verici.

      Dark Souls II ve III - Oyun hayatımı DS öncesi ve sonrası diye ikiye ayırabilirim. PC'de oynadığım için ilk oyunu hiç sevmedim malesef çünkü port'u berbat. Ancak DS III'ü kaç farklı şekilde bitirdim bilemiyorum. Sıfır blok katana run'ım favorimdir herhalde.

      Divinity: Original Sin 1 ve 2 - Son yıllarda çıkmış en iyi rpg serisi belki de. Özellikle ikinci oyuna bayıldım. Larian'ı alnından öpmeli.

      Saints Row the Third - Şahsen serinin en iyi oyunu bence. Oynarken bayağı bir eğlendim.

      Star Wars: Knights of the Old Republic - SW evrenindeki en iyi rpg oyunu ve gözümde en iyi SW hikayesi. İkinciyi de severim ama ilkinin yeri ayrı.

      Star Wars Jedi Knight: Jedi Academy - Kombat mekaniğinin hastasıyım.

      Kingdoms of Amalur: Reckoning - Yetersiz pazarlama yüzünden gözden kaçmış bir cevher rpg.

      The Vagrant - Eksikleri var, var olmasına. Ancak sunduğu tecrübe yine de oldukça özel. Sanat tasarımı ve atmosferi ayrı hoş.

      Devil May Cry 3 - Pizza ve şeytan dövme oyunu.

      The Secret World (relaunch öncesi hali) - Gördüğüm en iyi tasarlanmış görevlere sahip mmorpg. Relaunch öncesi kombatı tırttı ama evrenin mükemmeliği benim için bunu önemsiz kılıyordu. F2P hali de fena değil ama aynı değil.

      Dark Messiah of Might and Magic - Fizik motorunun kullanımı ve fps kamera kullanarak immersiyonu iyice arttırmış bir aksiyon rpg. Defalarca bitirdiğim bir oyun daha.

      Dishonored serisi - Üstteki oyunun yapımcılarından, benzer bir seri daha.

      Şimdilik aklıma gelenler bunlar.

      @Featherine
      Hoş ve tam bir konsol sever listesi olmuş :) Soulsborne oyunlarının olması ayrı bir güzel.
    • @Morakira Dark Messiah çok underrated oyun cidden bende eğlenerek oynamıştım. Bu arada bende Mass Effect ve Diablo'yu es geçmişim. Sende görünce geldi aklıma. Listeyi yapmak inanılmaz zordu benim için. Hepsinin bende yerleri ayrı.

      Mesaj düzenlendi 1 defa, son düzenleyen Feindbild: Cevap verdiğiniz içerik silindiğinden dolayı küçük bir düzenleme. ().

    • Featherine yazdı:

      @Morakira Dark Messiah çok underrated oyun cidden bende eğlenerek oynamıştım. Bu arada bende Mass Effect ve Diablo'yu es geçmişim. Sende görünce geldi aklıma. Listeyi yapmak inanılmaz zordu benim için. Hepsinin bende yerleri ayrı.
      Çok çeşitli ve zengin bir liste yapmışsınız zaten. Kişisel ve aradan bayağı seçim yapılarak hazırlandığı belli :D

      Sizin tercih edeceğiniz büyük ihtimalle Diablo 2 olacaktır anladığım kadarıyla. Benim de buraya koymadığım ama bayağı sevdiğim oyunlar var ama seçim yapmak zorunda insan işte. KotOR 2'yi de bayağı severim mesela ama ilk oyunu ayrıdır. Diablo 2 de güzeldir gayet ama Diablo 3'ün son halini çok daha fazla oynamışımdır ve severim.
    • Konu beni gayet ilgilendiriyor. Animeden çok oyunlarla içli dışlıyım çünkü. Ama yine de kısa keserek yazacağım. Bu tarz konuları genelde inceleme formatında uzatarak yazıyorum ben. Ha bir de bu oyunlar hakkında çokça kez yazdığımdan dolayı artık bıktım o da var.

      1- Kingdom Hearts 1-2



      Kingdom Hearts oyunlarının mekanikleri, görselliği, müzikleri ve macera tadındaki hikayesi ile yarattığı muhteşem deneyim ile en sevdiğim oyun olabildiği. Farklı farklı gezegenlere gitmek ve bu gezegenlerin ayrı ayrı Wlat Disney yapımları olması, o evrenini bana sıcak ve evim gibi hissettirmesi ile de büyük bir nostalji tadı bırakıyor bir de.

      He ama şunu ekleyeyim, sadece ana oyunlarını çok severim. Yan oyunları var ki azizim, ana baba günü resmen. Kingdom Hearts evrenindeki hikayeyi resmen Arap saçına çeviriyor. Neden-sonuç ilişkisini tamamlamayan bir sürü hikaye örgüsü ile seri açıklanamaz bir noktada hikaye olarak. Gerçekten, kimse bir şeyi tam olarak bilemiyor. 3.oyun bu hikayenin sonu olacak diye her şeyin açığa kavuşmasını temenni ediyoruz kitlelerce. Hikayesi çorba evet. Ama ilk iki ana oyun hariç. O oyunlarda basit ama etkili bir deneyim sunan macera hikayesi vardı. Ve 2.oyunda da o hikaye sonlandıktan şimdi Matrix'e taş çıkartacak seviyede karışık hikaye meydana geldi. İyi anlamda yazmadım bunu.

      Mekanikler ise bir J-RPG oyununa göre gayet başarılı. Gerçek zamanlı aksiyon anlayışına sahip bir savaş sistemi mevcut. İlk oyunda bu biraz ağır ama sonrasında karakterini geliştire geliştire bu problem kalkıyor. Ama ikinci oyun öyle değil. O en başından bile gayet hızlı. Sonra Allah'a emanet resmen. Uçuk kombolar çıkıyor ortaya. İlk oyunun şöyle büyük bir eksisi var ama; gemi savaşları. Çok sıkıcılar. Ama sorun bu değil. Sorun; bunu sana defalarca kez yaptırması. Bir gezegenden diğer gezegene ilk defa gidiyorsan o gemi savaşı sekansı olacak. Tamam ilk kez gidiyorken yapalım, ona lafımız yok. Ama sonrasında bir daha gitmek istersen eğer; yine o sekans olmak zorunda. Bu oyunu hem inanılmaz yavaşlatıyor, hem tempoyu inanılmaz düşürüyor ve çok sıkıyor. Ama neyse ki ileride "Warp" sistemi açılıyor. Onunla birlikte bu sekanslar tam olarak olmasa da, baya azalıyor. Ama yine de o en başta çektirdiği şeyin acısı gitmiyor.

      İkinci oyunda bu yok işte. Gemi sekansları var evet ama kesinlikle sıkıcı değiller. İlk oyunda ne varsa üstüne koymaya denemişler ikinci oyunda ve gemi sekansları da bunlardan biri. İlk oyunda çok düz ve lineer olan gemi savaşları, 2.oyunda gayet uçuk. Atmosfer sürekli değişim içerisinde ve oynanış açısından da hızlı. Üstelik boss savaşları da var. En güzeli bir gezegene giderken bu sekansı sadece bir kere yaşıyorsun. Sonrasında yok. He ama istersen yine yapma şansın da var tabii.

      İlk oyun ise gayet zor bu arada. Özellikle 2.yarısında. İşin daha acıklısı, bol bol ölebildiğin ilk oyunun PS2 sürümünde sahneleri geçebilme gibi şansın yoktu. Evet, bir bossta öldüğün zaman o sahneleri tekrar tekrar izliyordun. Bu baya ciddi bir meseleydi çünkü bazı sahneler 5 dakika resmen. Yani her öldüğünüzde o sahneyi tekrar tekrar izlemeniz gerekiyordu. Neyse ki sonraki konsollara çıktığında bunu hallettiler.

      2.oyun ise gayet kolay bir oyun. İlk oyunun çok zor olmasından mütevellit böyle bir karara varmış olacaklar ki; oyun çok kolay. O yüzden oynayacak olanlara tavsiyem; zor modda oynayın.

      Müzikleri ise gerçekten de çok başarılı. Fazla söze gerek kalmadan şu örneği atayım gitsin.





      2-Persona 3-4-5



      Sıra tabanlı savaş sistemlerinden Persona 3'e kadar nefret ederdim. Hâlâ da kısmen nefret ederim. Ama Persona ile şunu anladım ki, adam akıllı bir sistem ile sıra tabanlı savaş sistemini adam edebiliyorsun. Olayı çok basit, sen hamle yapana kadar eylem gerçekleşmiyor. Bazen bazı sıra tabanlı oyunlarda böyle olmuyor işte. Zaman yine akıyor ve düşmanlar yine hamle yapabiliyor ya da hamle için zaman sınırı da olabiliyor. Ben bunları sevmiyorum. Gerçek zamanlı olacaksan tam ol. Yarı gerçek zamanlı olma. Ya tamamen eylem başka birine geçtiğinde zaman sadece ona aksın ya da tamamen gerçek zamanlı olsun. Persona işte öyle bir seri. Sıra birinde olduğında sıra ondadır tamamen. Hamleni yaparsın ve sıra diğerine geçer. Ama elbette o kadar sıradan değil. İşte burada güzelleşiyor savaş sistemi. Bu savaş sisteminin esas olayı sırayı olabildiğince düşmana vermemekte. Aslında zaten uzun uzun baya inceleme yazdım Persona ile ilgili. O yüzden çok uzatamıyorum. İsteyen özelden ulaşabilir ve atabilirim incelemeyi. Buradan atmak yasaktır belki.

      3-Undertale



      Sıra tabanlı savaş sistemine farklı bir bakış açısı getiren, sadece Pacifist Ending ile hikayeyi tamamen öğrendiğinizi sansanız bile aslında esas hikayenin sadece %20'sini bilmeniz, karakterlerin ve evrenin çok renkli ve eğlenceli olması ama bir yandan da o kadar ürkütücü olması ve muhteşem müzikleri olsun bu oyun bir harikaydı. Evet oyun hem komik hem de korkunç. Hikaye işleyişinde ise büyük bir yenilik vardı bana göre. Ama bu hikayeyi ele alış şeklini yenilikçi şekilde ele alışını sadece tek bir son ile bitirerek kesinlikle fark edemezsiniz. Nedeni ise spoiler. Ama benden uyarı; önce Pacisift sonda bitirmeye çalışın. Yani hiç kimseyi öldürmeyin.

      4-Witcher 3



      İlk oyununu da gayet severim bu arada. Hatta ikinci oyundan daha çok severim. 3.oyun ise bence her açıdan kendini geliştirmeyi başarmış ve daha 3.oyundan fazlasıyla büyük bir açık dünya ve bol içerikli bir yapıma girişen bir bağımsız stüdyonun özellikle böylesine bir oyun yapabilmesini taktir ederek karşılıyorum. Özellikle bunun üzerine iki tane ek paket çıkardılar. Biri tamamen hikaye odaklı ve diğeri ise tamamen yeni bir açık dünya haritası ve içerikleri ile gelmişti. E yuh hani. Özellikle ana oyunda pek başarılı bulunamayan boss savaşlarını bile ek paketlerle geliştirmişler. Daha iyi boss savaşları sunmuşlardı. Bu da firmanın kendini git gide nasıl geliştirdiğini gösteriyordu gayet.

      Witcher 3 içerik dolusu bir oyun. Hikayesi eh işte olsa bile, yan görev hikayeleri ve sunumları gayet kaliteliydi ve Witcher evrenini çok güzel yansıtıyordu. Aksiyon mekanikleri ise tam bir Aksiyon-RPG kafasında idi. Sadece aksiyon oyunu diye sunsan yine yeterli gelirdi o aksiyon mekanikleri. Grafikleri zaten inanılmazdı. Atmosferi sonuna kadar başarılı. Geralt karakteri ise ayrı bir artı zaten bana göre. Berserk kafasına yakın bir evrene sahip olması ile ortaya sunulan ana hikaye elbette biraz "Yaa daha iyisini yapabilirdin bence" dedirtiyor elbette o ayrı. Ama keyiflidir yine de. Bu yine de sorun olmuyor zaten. Yazdığım gibi, durumu yan hikayeler fazlasıyla kotarıyor çünkü.

      5-Silent Hill 2





      Şunu bir baştan yazayım; her ne kadar kendisini en sevdiğim oyunlar arasına koyuyor olsam bile, gayet overrated bir oyun. Hayır hayır, zamanına göre de overrated bence. İşte nedenleri;

      -Oyunun mühimmat dengesi çok bozuk. Fazlasıyla mühimmat veriyor. Bu da oyunu baya kolaylaştıran bir etken oluyor. İlk oyunda gayet dengeli idi.
      -Düşmanlar pek tehlike arz etmiyor. Özellikle ilk oyuna göre. Hatta mermi kullanmana bile gerek yok çoğu zaman.
      -Düşman çeşitliliği. Hiç yılına göre değil. İlk oyunda yerinde idi çeşitlilik. 2.oyunda gördüğümüz yaratıklar hem çok az, hem de çabuk tekrar ediyor kendini. Bu da şöyle başka eksiye sebep oluyor; serinin mottosu olan "Bilinmeyene olan korku"ya. Düşmanları çabuk tanıyorsunuz ve oyun boyunca aynı düşmanları görüyorsunuz. Hem durum sıradanlaşıyor, hem de bilinmeyene olan korkuyu yok ediyor.
      -Seslendirme. Fazla yoruma gerek yok.
      -Savaş mekanikleri. Şimdi bu seri zaten yakın savaş mekanikleri ile öne çıkan seri değil. Ama ilk oyuna göre baya yüzeysel kalmış. İlk oyunda basılı tutup ona göre kallavi bir şekilde sallamak ya da art arda basarak sağ sola savurmak falan. Bu tarz detaylar yok 2.oyunda. Yapılacak saldırılar yüzeysel.
      -Yakın silah çeşitliliği yok. Alt tarafı çok ağır olan Piramit Kafa'nın kılıcı var ama o da çok kullanışlı değil ağır olunca.
      Aklıma gelenler bunlar şimdilik.
      Ha bir de, bosslar tırt.
      He yine de bana sunduğu hikaye deneyimi ile ne kadar taktım; pek takmadım.
      En sevdiğim oyunlar arasına giriş yaptı.

      6-Klonoa: Door To Phantomile




      Underrated PS1 oyunlarına bakarken dikkatimi çekmişti. Platform oyunlarına sarmayı düşündüğüm o zamanlarda Klonoa'yı neden denemeyeyim demiştim.

      Klonoa'nın yaratıcısı Hideo Yoshizawa'dır. 2.5 Platform oyunudur. Oyun ilk başlarda hem çıktığı döneme göre hem de platform türüne göre kolaydı. Ama sonrasında oyun Rage yaptıracak kadar sinir ediyor.
      Ama korkmayın bu bir anda olmuyor. Oyunun zorluğu zaman geçtikçe gayet yerinde artıyor. Her Stage'in sonunda klasik boss savaşları oluyor. Ve gayet güzeller.
      Oyunun güzel yanlarından biri ise kısa olması. Evet yanlış okumadınız, kısa olması bir artı olmuş. Oyuna başlar başlamaz gördüğünüz oynanış mekanikleri ne ise hep öyle gidiyor.
      Çıktığı döneme göre mekanikler iyi hoş ama oyun hep böyle gidecekse bu kesin beni baya sıkar demiştim. Ama neyse ki öyle bir durum olmadı. Mekanikler hep aynı kalıyor ama o mekanikler ile de sıkmadan tam da zamanında yani doyduğunuz anda oyun bitiyor. Bu günümüzde bir çok oyunda var. Zaman geçtikçe mekaniklerin üzerine sadece ufak tefek şeyler ekleyip oyunu uzatıp durmaları beni çok sıkıyor. (RPG'lerde sıkmıyor bir tek.)
      Hikayesi ise çok sıradan. Klişe bile diyebiliriz. Hatta eğer J-RPG oyunlarını yemiş yutmuşsanız, olay örgüsünü rahatlıkla tahmin edebilirsiniz. J-RPG'de ki birçok olay örgüsü klişesi bunda da mevcut. Ki oyun 1997 yılında çıktı. O zamana göre dert etmezsin ama yine de bir numarası yoktur. Ki oyunun sonu, hikayeyi az olsa da kurtarıyor. Yani en azından hala günümüzde bile klişe olarak biten bir hikaye gibi bitmiyor. İlk başta öyle bitiyor gibi görünüyor ama sonrasında sonu biraz farklı bitiyor. Yani klişe bitmiyor en azından. Ve eğer duygulanan bir insansanız, oyunun sonunda duygulanmanız olası. Bir şey yazardım da spoiler olur şimdi boş ver.
      Neyse efenim kısacası eğer platform türüne ilginiz varsa tavsiye ederim. İlk başta kolay gelecek ama sonlara doğru sizi sinirden orayı burayı tekmeleyecek durumu da getirebilir. (Beni getirdi çünkü.)

      Şimdilik bu kadar. Listeme girebilmiş başka oyun yok şimdilik.
      Sıradan ve gereksiz insan evladı.