Hayatınızın En Önemli Anları?

    • Genel

    Bu internet sistesi çerezleri kullanmaktadır. Bu siteyi gezmeye devam ederek, çerezlerin kullanımı hususunu kabul ediyorsunuz. Daha fazla ayrıntı

    • Hayatınızın En Önemli Anları?

      İnsanın hayatında iyi veya kötü, pek çok önemli an vardır. Ancak bunlar arasından bile, kimileri öne çıkar. Belki büyük bir değişimin filizinin atıldığı andır veya sonudur. Belki büyük bir kayıp veya kazançtır. Belki de sadece bir farkındalıktır veya çok berrak şekilde hatırladığınız, aklınızdan hiç çıkmayan bir andır. Çok daha farklı bir şey de olabilir.

      Sizin için bu anlar nelerdir?
    • 1- 2016 Temmuz Ağustos zamanları. Kaçmayı bırakıp savaşmaya karar verdiğim, karşı koymayı denediğim ilk an. 2016'nın bu dönemlerine denk geliyor. Tamam bir şeyleri çözememiştim ama ilk defa kendime saygı duymuştum. Çünkü karşı koyduğum şey çok büyüktü ve onu yenersem bir daha hiçbir şey benim canımı sıkamazdı. Beynim ile çok sıkı bir savaşa giriştim ve şu an ki halime bakacak olursak ilerleme büyük. Mutlu değilim ama belli derece huzuru elde ettim.


      2- En önemli değil ancak, en mutlu olduğum anlardan birini anlatayım. 2013'de bir PC toplamıştım, çok iyi bir sistemdi. Neyse eski bilgisayarı da satıp parayı ilk okul arkadaşım ile ezecektik. Bilgisayarı sattık, parayı ezdik o günün akşamı yeni topladığım makinayı almaya gitmiştim. Tamam, belki güç kaynağı yetersiz geldiği için oyunun ortasında kapatmıştı ama o ana kadar her şey iyiydi. :D Ama durun, daha bitmedi. Bu sorunu 1 hafta içinde halledip güç kaynağını değiştirip başka bir arkadaşımla yine o sattığım PC'nin parasını ezdim. Sonra öbür arkadaşın yanına geçtim, kafa güzel tabii. Onla da takıldık az. Tabii bu içerledi parayı niye benle yemedin diye. Dedim olm daha vakit bol, yeriz bir şeyler daha. :D


      Lan ne güzel günlerdi. :D

      3-Söylemeyeceğim, sonra laf yiyorum. -.- @NABU laf etmem derse onu da anlatırım. -.-
    • Tarih vermeyeceğim ama benimkilerden kimileri şunlar.

      - Kafasından vurulmuş, kendi kanından oluşan bir gölde yatan birisi. Ne benim, ne de yakınımdaki hiç kimsenin ona yardım edememesi. Arkadaşı, sevgilisi, belki de eşi olan bir kadının, onun başında çığlık çığlığa bağırması. Yardım etmek istemek ama yapamamak. Etrafta zombiler gibi dolanıp, av aramaları. Korku. Öfke. Çok fazlalar. Bütün hislerimin, hayatta kalma içgüdüsü tarafından bastırılmış olması. Çok yoğun bir yorgunluk ve karanlık. Patlayan flaş. Korku. El feneri. Sessizlik. Yine karanlık, tekrar rahatlama. Ani tehlike geçince gelen ve seni uyanık tutan hafif gerginlik. Arkadaşlarım nerede? Onları bulmalıyım ama dikkatli olmam gerek. Bekle ve doğru anı kolla. Duygulara yer yok, henüz değil. Oto-pilot.

      - Yolda yürüyorum. Bir kedi. Çarpılmış ve yatıyor. Kan yok. Gecenin bir vakti ve bununla uğraşmak istemiyorum ama bırakıp da gidemiyorum. Başında duruyorum ve bekliyorum. Telefondan numara bakıyorum. Kediyi inceliyorum, bilinci yarı açık. Veteriner buluyorum ama çok uzak. Ne kadar tutacak diye düşünüyorum ve bahanemi de buluyorum. Onu bırakıyorum ve gidiyorum. İkiyüzlülük ve büyük bir suçluluk. Bunu asla unutmayacağım.

      - İlkokul. Sınıfa giriyorum. Herkes yerdeki bir şeyin başına toplanmış. Bir kız bu. Elliyorlar. Ben ve o gün gelmeyen bir çocuk harici, sınıftaki tüm erkekler. Yirmi kadar kişi. Kız hem gülüyor hem de yüzünde ağlamaklı bir ifade var. Ne olduğunu anlamıyorum, ne ile karşılaştığımın bilincinde değilim. Ancak bir şeyler yanlış. Bir-iki kişiyi alıp çekiştiriyorum ama bir işe yaramıyor. Sayıları çok fazla ve ben tekim. Bir şey yapamıyorum. Hoca geliyor ve olayı örtbas etmek istiyor. Ailenize söylemeyin, diyor. Söylüyorum yine de. Hiç bir şey değişmiyor. Belki de abarttığımı veya yalan söylediğimi sandılar. İki hafta sonra, olay tekrarlanıyor.

      - Yine ilkokul. Sınıfın ortasında, kızın birisi. Herkesin içinde ağlıyor ve bir şeyler anlatıyor öğretmene. Hoca onu teselli ediyor ama içten değil. Belki de, o da ne yapacağını bilemiyor. Kız birilerinden bahsediyor, bir şey içtiğinden. Bir kaç semt uzakta bir parkta uyanmış sonra. O an anlamıyorum neden bahsettiğini ama şu an biliyorum. Tecavüze uğramış.

      - Aynı senedeki diğer sınıfla, her zamanki çocukça rekabetlerimizden birisi. İşin sonunda, okul çıkışı kavga etmeye karar veriyoruz. Bütün gün bu konuşuluyor sınıfta ve her erkek çocuğu onaylıyor. Çıkışta gidiyorum, karşıdan bir grup var. En az on kişi. Ben tekim, yine de kaçmıyorum. Cesaretim için beni övüp, bırakıyorlar. Aslında içime sıçıyorum.

      - İnzivaya çekildiğim sene. Arkadaşın birisi geliyor ve daha önce rakı içmediğimi öğreniyor. Meze alıyoruz ve bir yandan oyun oynayıp, bir yandan rakıyı götürüyoruz. Etki etmeye başlıyor ve kahkahalarım kuvvetleniyor. Bir ara sandalyeyi fazla geriye sallıyorum. Düşmüyorum ama arkadaş uyarıyor.

      - Onun, kendini öldürmeye çalıştığını öğreniyorum. Dünyam yıkılıyor. Dipsiz bir suçluluk çukuru ve sevginin karışımı beni yutuyor. Bir hafta, doğru düzgün bir şey bile hissedemiyorum. Bedenim kendisini kapatmış durumda. Kilo veriyorum. Yemiyorum. Zaman, geçiyor sadece. Daha sonra başlıyor o bunalım. Bütün acısı ve ateşiyle. Beni temelli değiştirecek olan sancılar. Tereddüt bile etmeden, kendimi feda ediyorum. Her şey onun iyiliği için. Benim bencil hislerimin bir önemi yok, sevgimin de.

      - On yıl sonraki halimi düşünüyorum ve mutsuzluktan geberdiğimi farkediyorum. Değişmeye ve bunun için gereken her şeyi yapmaya karar veriyorum. İyi ki de böyle yapıyorum.

      - Van depremi. Oralı olan bir arkadaşım, yardım gelmediği için, çocuk yaştaki kuzenlerinin cesedini kendi elleriyle çıkarmasını anlatıyor. Yüzünde sıradan bir ifade var, sadece olmuş bir şeyden bahsediyor. En çok da buna şaşırıyorum. O ise, hayat işte, der gibi bakıyor. Çevremi görüyorum sonra. Diğerlerini, medyayı. Nefret var, çok büyük bir nefret. Vanlı arkadaşımla aynı sınıfta olan, orta sınıftan bir kız "Üstün Türklerin, nankör Kürtlere yardım yollamasından," bahsediyor. Medyada her şey benzer. Her yeri istila etmişler. Tiksiniyorum. Onlardan ve kendimden tiksiniyorum. İçimdeki her ayrımcılık parçasından tiksiniyorum. Bunun parçası olduğum için tiksiniyorum.

      - Başka bir "o". Yine intihar. Bu sefer bir şey yapabiliyorum, yardımcı olabiliyorum. Mutluyum ama buruk bir mutluluk. Bir başarı hissedemiyorum, daha doğrusu hissetmeye layık görmüyorum kendimi. Bencillik olmaz mı? Yine de, gurur duyuyorum kendimle. Onunla da. Değişimini gördükçe mutlu oluyorum. Bu sefer başardım, her şeyden çok sevdiğim bu kişiye bir yardımım dokundu.

      - Yalnızım. Bütün ağırlığıyla, çöküyor bu farkındalık. Çok sevdiğim bir sevgilim ve yakın arkadaşlarım var ama yine de yalnızım. Benimle aynı seviyede gördüğüm birisini hiç bulmamışım. Belki de hiç bir zaman bulamayacağım. Neden böyle? Anlamıyorum. Uzaylı gibiyim. Bir yabancı. Yalnızlık beni yine yutuyor ve karanlığın içine çekiliyorum. Bir ateş değil, zihin aşındıran bir fısıltı gibi. Hiç bir zaman olmayacak şeylerin hayali.