Bırakın Işık Ölsün

    • Bırakın Işık Ölsün

      Günün zorluğu yüzünden kimi zaman unutulabiliyor. Zorluğun olduğu yerde çaba ve cesaret de vardır. İnsanlığın en zor zamanları, aynı zamanda onun en cesur anlarına tanık olmuştur. Belki de uyum sağlama yeteneğimizin başka bir getirisidir. Evet, insan, toplama kampına bile uyum sağlayabilir fakat adapte olabilmesi, zorlukların üstünden gelmesini de sağlar. Dua edilemez fakat umulabilir ki, bu çaba yeterli olacaktır. Olmazsa bile, kişi imkan dahilinde en iyi performansını çıkarmıştır. Bunun içinde büyük bir değer vardır.

      Tanrı varsa, müsade ettiği şeyler ve bir başına bıraktığı kişiler yüzünden kendini öldürmelidir.

      Diğer her molekül gibi sınıflandırılabilir ve açıklanabilir olmamız, hislerimizin gerçek olduğunu değiştirmiyor. Nöronlar yine ateşleniyor ve kimyasallar yine salınıyor. Sebebini ve mekanizmasını bilsek bile, yine de mutlu oluyor ve üzülüyoruz. Nihilizmin yok edemeyeceği şey budur. Eğer kişi bu yeteneğini kaybetmişse, bir mental hastalık yüzündendir. Bunun altından belki felsefi bir değer çıkarılabilir ama düşünüldüğü gibi olmayacaktır. Kendine zarar vermek isteyen kişi, bunu evren materyalist olduğu için değil, acı çektiği için yapar. Daha doğrusu, evrenin materyalist olması da bir koşul olabilir ama bu bağlamda ana koşul değildir. Çözüm, evreni reddetmek ve kendini tanrı veya başka bir doğaüstü yalana inandırmak da değildir. Bu acıya yol açan sebebi bulmak ve bu konuda bir şey yapmaktır.

      Felsefenin altı böyle durumlarda psikoloji tarafından oyulmaktadır. Çözüm felsefede değil fakat psikolojidedir.

      Bu bir anlamda üzücüdür çünkü insanlığın düşünsel zenginliğinin azaldığı anlamına gelir. Felsefe son bir kaç on yılda çok kan kaybetmiştir, psikoloji ve nöroloji onun bir çok argümanını gereksiz kılmış veya yanlışlamıştır. Ancak bu eski olanın yetersizliğinden dolayı yıkılmasıdır. Zenginlik, gerçekliği yansıtmadığı için yok olmaktadır ve bu kötüden öte, iyi bir şeydir. Duygusal sebeplerden dolayı eskiye bağlı kalmak yerine, değişimi benimsemek gerekir.

      Felsefenin önemli bir kısmı ölmelidir ki, psikoloji yeşerebilsin. Sönmekte olan bir ateşi yapay olarak hayatta tutarak, sadece kaçınılmaz olanı erteleriz. Doğal akışı bozar ve korunulmaya çalışanın onuruyla ölmesine izin vermek yerine, onu yozlaştırırız. Gwyn'in hatasına düşmemeli.

      Dinin ve mutlağın yok oluşuyla gelen krizin ötesinde, doğal düzenin benimsenmesi vardır. İnsanın kendini daha iyi tanıdığı ve sanrılar ile hayali arkadaşlara başvurmadığı, ama bundan dolayı krize de girmediği bir zaman gelecektir. İnsanın doğasıyla barışmasıdır.

      Varoluşsal krizin çözümü nihilizmi yok etmek veya onu bir düşman olarak görmek değildir. Varoluşsal nihilizmin yaptığı, zaten her zaman temelsiz olmuş olanı yıkmaktır. Sahte rüyaların ateşe verilmesidir. Bunu kabullenmeli ve geri kalanları kullanmalıyız.

      Geriye ne kalır peki? İnsanın oluşturduğu bir değerler ağı ve bilimselliğin getirdiği veriler ile açıklamalar.

      Psikoloji destekli ve insanın kendisini ve başkalarını anlamaya çalıştığı bir düzen; gelecek olan dönem buna benzer fakat çok daha sakat hali olacaktır. Her zaman olduğu gibi, kitleler en az yüzlerce yıl geriden gelecektir. Devletler ve bürokrasi ideali yozlaştıracaktır. Nietzsche'nin öngördüğü krizi bütün ağırlığıyla yaşayan kişi sayısı nasıl çok azsa, bunda da öyle olacaktır. Din ve mutlaklık virüsü bir anda yok olmayacaktır. Kriz, hafif olmayacaktır.

      Bu dönem, kendisiyle beraber başka bir kriz getirecektir. Utilitarian bakış açısı hem sarsılacak hem de değişerek güçlenecektir. Sarsılacaktır çünkü insanlara basit bir madde muamelesi yapmanın yanlışlığı daha net anlaşılacaktır. Metamorfoz geçirerek güçlenecektir çünkü duygusal olanın önemi artacaktır. Daha şimdiden, devletler toplumun belli duygularını benimsemek ve ona göre davranmak zorunda.

      Elbette, bunlar oldukça manipüle edilen şeylerdir. "Sakatlık" burada devreye girecek ve çağın bu değeri -nasıl barış ve özgürlük şimdi birer alet iseler- başka bir alete dönüşecektir.

      Devletler yozlaştırır çünkü güçlü insanlar yozlaşır. Devlet en güçlü örgüttür. Şirketler ve yöneticileri de aynı sebeple yozdur. Paranın getirdiği güç yozlaştırmıştır. İnsanlar üstünden geçinen parazitlerdir onlar.

      Eğer bu güçlülerin daha idare edilebilir bir şekilde kontrol edilebileceği bir düzen mümkünse, gerçekleşmesine hala çok var.

      Düzgün devletler için nasıl kontrol mekanizmaları varsa, şirketler için de olmalıdır. Bunun üstünde çalışılacağına, tam tersine şirketler daha da çok güçlenmekte ve nüfuzları her yere yayılmaktadır. Bu açıdan, insanlığı oldukça kötü zamanlar bekliyor.

      Üçüncü dünya ülkelerinde Orwell distopyası gerçeğe daha yakındır, birinci dünya ülkelerinde Huxley. Elbette, Orwell'inki burada da görülür çünkü doğrudan güç hakkındadır ve güç, devletin olduğu her yerdedir. Bununla beraber, dünya genel anlamda Huxley'ye yaklaşmakta.

      Gelecek olan devir de bununla alakalıdır. Zevkin ve dikkati dağıtmanın yolları arttıkça, duygunun önemi arttıkça, bunlar kullanılacaktır. Şöyle bir reklam bile duyulabilir neredeyse.

      "Boşlukta süzülen bir kayanın üstündeki organizmalarız. Tanrı öldü ve bizi terk etti, geriye sadece duygular kaldı. Hadi, o zaman Süper Gazoz'dan iç ve hayatın tadını çıkar! Tek anlam bu!"

      Mutlak diye bir şey olmadığı görüldükçe, kişisel algının önemi artacaktır. Bu, duyguların ve kişinin yaşadığı her şeyin önemini arttıracaktır çünkü temel gerçekler bunlar olacaktır. Tam da bu sebeple, şirketlerin hedefi olacaklardır. İnsanın Hedonist yanına hitap edilecek ve önemli meselelerden dikkati kaydırılacaktır.

      Bunun şu anda bile yapıldığı söylenebilir. Denilen doğrudur ama hala emekleme aşamasındadır. Korkutucu olan da bu.

      Nietzsche, nihilizm ile başa çıkmakta başarısız oldu. Onun savaşılacak ve yok edilmesi gereken bir şey olduğunu düşündü. Bu yüzden kendi sanrısını oluşturdu ve Übermensch'i yarattı. Gelecek dönemde bu sanrıların anlamsızlığını fark etmiş kimi kişiler çıkacak ortaya. Elbette, tarihteki her düşünsel ilerlemede olduğu gibi epey bir azınlıkta olacaklar. Sanrılara tapanlar ve Hedonistler arasında yalnız hissedecekler.

      Bu Hedonizm, bu dönemin en büyük tehditlerinden bir tanesi olacak. Belki de düşünsel açıdan en büyüğü.

      Bu Hedonizmin ortaya çıkmasının sebebi, nihilizmin getirdiğini görmüş ama onunla yüzleşmeyi sonuna kadar götüremeyecek kadar zayıf kalmış kişilerdir. Ateşten yolun sonuna kadar gitmekten korkmuş ve topuklarını vurarak kaçmışlardır. Bir tedaviyi yarıda kesmek, hiç tedavi olmamaktan daha çok zarar verebilir.

      Ne olursa olsun, insan hiç bir zaman tam anlamıyla hayatından tatmin olmayacaktır. Doğamızda böyle bir şey yoktur. Bu yüzden, sürekli bir değişim içinde olacaktır. Bir devir diğerini kovalayacak ve olumlu değişimlerin yanısıra, yeni krizler ortaya çıkacaktır. Hiç bir zaman ütopik bir düzen ortaya çıkmayacaktır. İnsan adapte olabilir. Adapte olabilirse, mutsuz da olabilir. Elindekiyle yetinmez ve daha fazlasını ister. Bizim suçumuz veya maymun iştahlılık da değildir bu. Beynimiz bu şekilde işlemektedir.