Kör Cahillikle Başa Çıkmak?

    • Genel
    • Kör Cahillikle Başa Çıkmak?

      Çizgi roman alanında olsun, anime&manga konusunda olsun, filmlerde olsun, edebiyatta ve felsefede olsun, bilimde olsun pek çok cahil insan var. Kendi başına cehaletin utanılacak bir yanı yok. Cehalet insana eksik olduğunu gösterir ve insan, öğrenerek bu açığını kapayabiliyor. Yani cehaleti fark etmek öğreticidir. Öyleyse neden cehalete büyük bir sorun gözüyle bakılır?

      Sorun, cehaletin kendisini fark edemeyecek duruma gelmesidir. Türkçemizde kör cahillik diye geçen durum.

      Bu konuda Dunning ve Kruger isimli iki sosyal psikoloğun öner sürdüğü bir fikir var. Kısaca, kör cahil denilen kişiler bir konu hakkında o kadar bilgisizdirler ki, bunu bilmediklerini bile fark etmezler. Böylelikle bir özgüven yanılgısı oluşur ve kendilerinden çok emin davranırlar. Bu kısım genellikle Dunning-Kruger etkisini duymuş çoğu kişi tarafından bilinmektedir. Öte yandan bir kısmı daha vardır. Bilgili insanların hatası, kendileri için çok kolay olan şeylerin, diğerleri için de öyle olduğunu düşünmeleridir. Dunning ve Kruger'ın kelimeleriyle şöyle anlatılmaktadır.

      "Yetersiz kişinin hatası kendisi hakkında bir yanılgıdan kaynaklanmaktadır, oldukça yeterli kişinin hatasıysa başkaları hakkında bir yanılgıdan kaynaklanmaktadır."

      Bu fikri açıklamak için aşağıdaki grafik yardımcı olacaktır.



      Sizin bu tarz insanlara yaklaşımınız nedir? Sizce çözüm ne olmalıdır? Bu tarz insanlarla hiç iletişim kurmamak mıdır? Dunning-Kruger'ın dediğinin ikinci kısmını dinleyecek olursak, uzak durmak en iyi çare gibi görünüyor. Katılıyor musunuz?
    • Elimden geldiğince sarkastik ya da kaba davranmadan söz konusu olan konuda (benim bir seviyede bilgi sahibi olduğum ve karşı tarafın olduğunu zannederek daldığı konular yani) bilgilendirmeye, kanıt varsa kanıt, tasvir varsa tasvir ile ana hatlarıyla var olan argümanı şekillendirir ve karşı tarafın anlayabileceğini umduğum bir dille anlatırım.

      Direkt olarak "Hööö kör cahalsın eşte" yaklaşımını da sağlıklı bulmuyorum.


      Bir de bu kör cahillerin bir modeli daha var ki o çok daha kötü. Bunlar bir şeyler biliyorlar. (Atıyorum aynı eseri okumuşuz ama bu dalağıyla okumuş dedirten kişiler) Aynı bilgi kaynağını ve ürünü tüketmişiz ancak bu söz konusu kişinin öyle bir kişilik donanımı ve ego-beğeniler ilişkisi oluyor ki, ikimizde de aynı kalite ve sayı da veri olmasına rağmen o holiganlığı ve yapısı gereği ortama azotlu bir sonuç çıkarabiliyor. Bu konuda yakın tarihten bir örnek vereyim.

      Spoiler Göster
      Geçen bir discord grubunda "Benim için tek tanrısal karakter Doctor Manhattan'dır. Bir tanrı da olması gereken tüm özelliklere sahiptir." dedi. Bende eğer gücü kastediyorsan DC Rebirth eventine kadar Manhattan'ın bu kadar güçlü olduğunu bilmiyorduk. DC kozmolojisinde Watchmen Manhattan'ı ufacık bir parçacıktır dedim.

      Adam önce güçlerle savunmaya kalktı sonra baktı ki Manhattan'In güçleri çok hafif kalıyor. Şunu dedi "Diğer kahramanların yapıp da Manhattan'ın yapamadığı şeyler olabilir zaten ben en güçlü de demiyorum ama tanrı olmak için her şeye sahip."

      Bende düşünüyorum dedim tamam bir anlaşma noktasına geldik galiba. O bir tık indi pazarlıkta bende ineyim dedim. "Evet dedim biz insanlar için tanrısal bir şey ama diğer süperler için tanrı gibi değil bu yüzden" dedim. Az önce Bir sürü şey yapamadığını kabul ettiğimiz adam için bu sefer tekrardan (fanatizmi kabardı çünkü) "Hayır süperler içinde tanrı olmak için her şeye sahiptir." dedi. Dedim ki "Hem diğer süperlerin yapıp bunun yapamadığı bir sürü şey varsa hemde en güçlü değilse nasıl tanrılık için HER ŞEYE sahip olabiliyor. Çelişki yok mu burada" .

      Baktı ki güçlerden daha fazla devam edemeyecek. Bu sefer "Tanrılık vizyonla gelir, Manhattan'da tanrı vizyonu var insanları karınca gibi görüyor, günlük yaşam ona bir şey ifade etmiyor vs vs" .. "Manhattan o vizyona sahip çünkü besin zincirinin tepesinde kendinden daha güçlü birini tanımıyor. Ancak Doctor Manhattan'ın yaptığı hemen hemen her şeyi yapabilen Doctor Fate kendini tanrı gibi hissedemez çünkü kendi iş vereni ve ustası olan düzen lordu Nabu bile bu evrenin tanrısı değil. Bu sebeple en tepede yalnız olma havalarına giremez. Ayrıca Doctor mental olarak çökmüş biri. İnsanlığa trip atıyor bildiğin. "

      "Seni de bir karınca yuvasına koysak onlar için tanrısal olursun peki gerçekte sen bir tanrı mısın" diye sordum buna hiç yanıt alamadım. Sonra zaten ad homineme başladı.

      Bir de şey dedi "tanrı şöyle olur, tanrı böyle olur bunlar da Manhattan'da var" sanırsın bir gece önce Olimpos dağında tanrılarla kumar masasında batak atıyordu :D Şahsen tanıyormuş gibi.


      Şimdi böyle absürt örnekleri görünce insan aslında her şeyin "cehalet" ile alakası olmadığını anlıyor. Bence insan kalitesini en iyi belirleyen şeylerden biri üslup/usturup.
      Bir şeyi bilmek o konuda hakkında her zaman en doğru yorumu yapacağın anlamına gelmediği gibi. Bilmeyen de her zaman en kötü yorumu yapmayabilir.

      Nitekim akademik düzeydeki cahillikle nasıl başa çıkılır o başka tartışma konusu ancak günlük hayatlarımızda, hobilerimiz ve sanatla ilgili konularda bence sorunun kaynağı olarak ego/üslup >= kör cehalet >>> cehalet. Gibi görüyorum.

      Adam da watchmen okumuş, bende okumuşum. Denklemsel anlamda ikimizin tarafına da aynı girdi var. Ama o adam "çizgi roman alemin benim okuduğum ve yorumladığım ile sınırlıdır. Bu işler benle beraber başladı." üslubuna sahip bir kişi. Bense "90 yıllık külliyatın ancak bir kısmı olabilir benim bildiklerim" üslubunda biriyim.

      O yüzden aynı bilgi kaynağını tüketmemize rağmen ortaya farklı sonuçlar çıkıyor. Bu şahıs daha sonra çirkinleşmeye devam etti ve o gruptan atılmaya kadar gitti. Halbuki bu kadar ekstrem bir yol izlemeyip birazcık esnek olsaydı çok tatlı bir muhabbet ortamını sürdürebilirdik. Bana kadar götürene kadar, "tamam benim tanıdığım-sevdiğim tek tanrımsı karakter Manhattan" itirafını yapsa idi ve kendi fikrini 90 yıllık yüzbin küsür karakterlik külliyatın gelir geçer genel bir kanısıymış gibi satmaya çalışmasa idi olay hiç oralara varmazdı. Esnek olup olmama olayı da cehalet ile gelen bir şey değil. Ben pek çok üniversite hocamı bilirim bu arkadaşımızın inadı ve üslup eksikliği onların yanında hava civa kalır. Yani akademik olmak da seni aniden bilir kişi yapmıyor.


      Nitekim tek cehalet bilgi eksikliği değil, en tehlikelisi de değil. Ama üslup, vicdan vede esneklik eksikse işte o zaman cehalet oluyor sana bir kara delik.


      Konuyu dağıttım, biraz kusura bakmayın :D :D Taze örnek olduğundan anlatayım dedim.
    • Nasıl davranmamız gerektiğini yazacaksın diye hevesle geldim ama olmadı görüş isteniyormuş. Kör cahili internette ki bir deyimler sözlüğünden bulamadım tam anlamı nedir bilemeyecegim ama sık kullanılan "kara cahil" kastediliyorsa bu konu hakkında hiçbir şey bilmeyen hatta pratik bilgiler dışında hiçbir şey bilmeyen kişiler için kullanılıyor.

      Bu tanım Dunning-Kruger etkisi grafiğinin en solundakileri kastediyor gibi duruyor. Nabu'nun bahsettiği kesim için İlber Ortaylı "yarı cahil" tanımını kullanırdı. Bunlar ise grafiğin güven zirvesi ile güven dibi arasında bulunan kişilerdir.

      Bu kişiler konu hakkında henüz bilmedikleri şeyleri fark edemeyecek kadar az şey öğrenmiş yine de hiç bilmedikleri zaman ki hallerine oranla sonsuz kat yol kat ettiklerinden olsa gerek bilgilerine ve kararlarına güvenleri inanilmaz fazla olan kişilerdir.

      Muhakkak hepimiz bu dönemleri atlatmışızdır. Bu yüzden bu kişilere empati yapıp konu hakkında kendilerini geliştirmelerini sağlayarak tartışma esnasında yaklaşımınızda öğretici bir üslupta bulunabiliyorsunuz. Bunun büyük bir hata olduğu kanısındayım

      Bu insanların çoğu öğrenmekten çok tartışma kazanmaya odaklanmış haldedir. Bazıları bilmediğinin farkında olmadığı halde bunu anlayabilir ama herkes için bu geçerli değil. Tartışmalarda karşı tarafı hızlı çözüp ona göre tavır aldığınızda yanılmıyorsanız amenna. Kendinize bu konuda güveniyorsanız karşıdakine göre tavır alabilirsiniz ama işi şansa bırakmak yerine bu kişilere karşı saldırgan bir üslup faydalı olabilir. Bu kişileri devamlı bilgilerinin kaynaklarını sorarak kendilerine olan güvenlerini sarsmak iyi olabilir. Aşırı bilgi ile ezmek suretiyle cesaretleri kırılabilir yapabiliyorsanız isteğe bağlı olarak tabi demogojiden baya etkileniyorlar. Aklıma şuan gelenler bunlar ama bu konuyu daha çok tartışabiliriz :D

      Ben toplumun en büyük sorununun bu bilmediği şeyleri sezemeyecek kadar cahil insanlar olduğunu düşünüyorum. Bence bu insanlar kendilerini siyasi taraflarının propagandalarına aşırı kaptırmış kişiler arasında gösteriyor. Bu insanların pek çok lafa verecek cevapları vardır ancak karşıt görüşü anlamaya yetecek kapasiteden yoksundurlar. Bir kaç sayfadan oluşan ve aynı sığlıktaki görüşlerinden bir bot yapılsa aynı konuşmaları yapabilirsiniz :D

      Karşıt fikri anlamadan yargılamaya kalkan söz hakkı tanınmasına karşı çıkan herkes aynı konumdadır. Aslında burada ikiye ayrılırlar cahiller ve kurnazlar. Kurnazlar dediğim kişiler için ne denir şimdi aklıma gelmiyor ama bunlar minion basıp kontrol eden büyücüler gibidirler. Bu faha da başka bir tartışma konusu. Esas kötü adamlarımız bunlar olmasına rağmen, odaklanılması gereken gene de cehalettir. Çünkü bunların var olabileceği ortamı cehalet yaratmaktadır.
    • Bu insanların meşguliyeti ve farkındalığı ile ilgili bir durum bence. Sitedekilerin çoğu benim nerden bugüne geldiği için az çok kendimi anlatırken ki amacımı anlayacaktır. İnsanlar tanıdık olduğu duyguları anlayabilir yani herhangi bir konuda donanımlı olup, donanımlı olmayan, donanımlı olduğunu zanneden veya donanımlı olduğu halde dar bakışa sahip olan(nabunun bahsettiği akedemisyen tayfası) insanlarla tartışan insan bu yazılanları anlayabilir. Ama yazılanları herkese anlamlı hale getirmekten çok aramızda bir sohbet gibi olacağı için direk kendimden örnek vermeye geçiyorum;

      Ben ulus,altındağ(istanbulun bağcıları zeytinburnusu) çevresinde ilkokulu okumuş, liseyide ülkücü ve fetö etkisinde bir mahalle de mamakta okumuş biri olarak eğer internet denilen birşey olup, başka dünyaları görmeseydim açıkçası o cahil halimden çıkamazdım. Takıldığım forumlarda donanımlı insanlar tarafından ezilmem benim özgüvenimi yerle bir etti ve kendi arayışımı başlattı.(Aynı saenin dediği gibi) Ama bu olurken, yumuşak yaklaşan insanlarda benim bu süreci daha sağlıklı atlatmamı sağladı. Yinede şöyle bir dönüp bakınca, bu tarz konularda beni rahat bırakan bir annem olmasaydı yine aynı yerde olacaktım. Bilmiyorum belki bu yüzden öğretmenlik okuyorumdur ama her öğrenci olmasada bazı öğrencilerin kör cahil olmama ihtimali olmamasına rağmen çevresinden dolayı batağa düştüğünü ve o insan bundan rahatsız olduğundan internet ortamında takılacağını ve ona rastladığımızda bunun bilincinde yaklaşmamız gerektiğini düşünüyorum. Aynı şekilde gerçek hayata da soru soran insana büyük bir fırsat olarak görüp yaklaşılması gerektiğini, insanların bilgisi her fırsata etrafa saçması gerektiğini düşünüyorum. Bilgi yeni dünyalar gösteren bir araçtır en nihayetinde.

      Fazla örnek üzerinden gideceğin biliyorum ama bu çevre değişme durumuna facebook da gördüğüm bir arkadaştan örnek vereceğim. Daha 6 yıl önce dedelerimizin mezarını okuyamıyoruz, akp yol yaptı yol kafasında olup uzun uzun açıklama yaptığım ve sonunda başka bir arkadaşıyla kavga ettikten sonra gaza geldiğini gördüğüm bu arkadaş beni engelemişti. Ve geçen sene takıldığım anarşik bir grupta adamı görünce şok geçirdim. Engelide kaldırmış, arkadaşlık isteği göndermişti. Konuşunca köyünden eskişehire gelince 180 derece başka adama döndüğünü söyledi. Ayrıntıya girmeme gerek yok ama bu adam koyu islamcı bir ailenin çocuğu, çevresi de öyle, kafası bulanıktı ama çevresi onu bastırıyordu. Ki çevre değişince başka bir insan haline gelmesi çok sürmemiş. Böyle örnekler çoğaltılabilir tabi demek istediğim sen ne kadar yumuşak yaklaşırsan yaklaş. Çevre değişikliği, özgüvenini yıkma,sert bir şekilde ders verme o bireyi düşündüren ve değiştiren şeydir. En basitinden bir çocuğu yaptığı hatayı fark etmesi için mahrum bırakma cezası uygulamaz mıyız? Temelinde aynı kafa aslında, çocukta duygu değişikliği yaşatmaz isek asla değişmeyecektir. Peki ne zaman yumuşak yaklaşacağız? O değişimi yaşadığını görünce okşayacaksın o çocuğu, seveceksin bir nevi cesar millanın köpeklere uyguladığı taktik.

      Elinde sonunda öğretmenlerin işi olduğunu düşünüyorum bunun ama bizim ülkemizde öğretmen yetişmiyor malesef ve bunu ülkemizin en iyi eğitim fakültesinde okuyan biri olarak söylüyorum. Çevremizde böyle birini görüyorsak yakınlık seviyemize göre davranmalıyız. Kesinlikle ezmeliyiz yakın değilsek, mümkünse herkes içinde yapmalıyız bunu. Yakınımızsa başkasına ezdirip, iyi polisi oynamalıyız sonra :D
    • Yazıyı üç günde kısım kısım yazınca bir iki şeyi belirtmeyi unutmuşum Mergen'in benim adımı vererek belirttiği kısımla ilgili önemli bir şey var. Kişi sadece tartışma kazanmanın yollarına bakmaktan öte gidemiyen biri ise ve bunun için yeni şeyler öğrenmek yerine hileli yolları tercih ediyorsa onu ezmenizde mahsur yok (diye düşünüyorsunuzdur?) ama ya kişi onu ciddiye aldığınızda sizi anlamaya çalışıp kendini geliştirebilecek biriyse?

      Bu kişilerde Mergen'de hatta vaktinde bende de olduğu gibi bu tip bir tavırla karşılaştıklarında neden afalladıklarını anlayıp kendilerini konuyu daha iyi öğrenmeye çalışarak -ama taraflı ama tarafsız kaynaklarla- geliştirecek kişilerdir. Bu ezici tavıra rağmen bu kişiler gene kendilerini geliştirme yoluna baş vuracaktır. Çünkü işin cehalet-bilgelik kısmından farklı olarak kişilik kısmı da var. Orası daha karmaşık olmakla birlikte bu öğrenmeye hevesli kişilikler eğer kendi görüşleri ile çelişen bir bilgi şoku geçirmezler veya kendilerini yönlendiren birileri olmazsa eksiklerini fark edemeyebilirler.
    • Öncelikle hepinize cevaplar için teşekkürler, arkadaşlar.

      @Sae

      "... ama işi şansa bırakmak yerine bu kişilere karşı saldırgan bir üslup faydalı olabilir. Bu kişileri devamlı bilgilerinin kaynaklarını sorarak kendilerine olan güvenlerini sarsmak iyi olabilir. Aşırı bilgi ile ezmek suretiyle cesaretleri kırılabilir yapabiliyorsanız isteğe bağlı olarak tabi demogojiden baya etkileniyorlar."

      Aslında bu dediğin çekici bir seçenek. @Mergen in dediğiyle de birleştirince, ortaya iyi bir sentez çıkıyor. Bu insanların düşüncelerini değiştiremese bile insan, onların saçmalıklarını yaymaları konusunda cesaretlerini kırılabilir. Herkesin öğrenmeye açık olduğunu düşünmüyorum, kimi kişiler tamamen kapalı. Tek başlarına takılsalar iyi ama toksik tavırlarını etrafa yayıyorlar. Bu tarz kişilerin cehaletlerinin yüzlerine vurulması iyi olacaktır. Tatmin edici olacağı zaten bariz.

      Elbette, çok az bilen herkes öyle kalacaktır diye bir şey yok. Bir cevher, değişim emaresi vs. görüldü mü teşvik edilmeli ama insanlar... ilginç. Kimi kişilerde böyle bir şeyin hiç olamayacağını savunurken buldum kendimi. Şu yazımda bahsettiğim sebeplerden ötürü, bu ezici ve yapıcı iki tavrı çok karıştırmanın verimi hakkında şüphelerim var. Verilerin sonuçlarını aşırı genelleme ihtamalimi kabulleniyorum. Zaten bı konuyla alakalı, aklımdakini tam karşılamıyor.

      Bir örnekle anlatayım. Ben de, buradakilere benzer aşamalardan geçtim ve cehaletimi fark edip, bunu gidermek için daha çok çabaladığım bir an geldi. Daha doğrusu, cehaletimi fark etmem büyük bir bilgi açlığı oluşturmuştu. Bunun peşinden gittim ve kimi dönemler senede 70+ kitaba kadar çıktığım oldu. Çoğu felsefe, klasikler, bilim tarzındaydı. Ancak bundan önce de, tamamen boş birisi olduğumu düşünmüyorum. Elbette çok fazla eksiğim vardı ama yine de, senede 20'nin üstünde kitap okuyordum, bu kadar ciddi şeyler olmasalar da.

      Yeterlilik illa niceliksel bir şey değildir. Daha az okuyup, daha çok nitelikli bilgi almış olan ya da daha çok okuyup, daha az nitelikli bilgi almış olan insanlar var. Kendim için tespitim, cahil olduğum ama bu cahilliği fark edemeyecek kadar cahil olmadığım olayı.

      Bilgiyi sadece saf bir şey gibi görüyoruz ama öyle değil. Psikolojik açıdan incelendiğinde, insanlar inançlar bütününden oluşuyor. İnançtan kastım sadece dini veya metafizik şeyler değil. Değer verdikleri şeyler, anlam yükledikleri olaylar, siyasi, felsefi, dini, bilimsel vb. konularda herkesin "inançları" var. Tutarsızlıklar olsa da, genel olarak bir bütün oluşturuyorlar. Herkesin kendi paradigmaları var da denilebilir.

      Bu sebeple, insanlar çok farklı bir bilgiyle karşılaşınca onu benimsemek konusunda isteksiz oluyorlar. Elbette, çürük bir inanç sistemi sarsıldı mı, büyük bir değişim oluyor ve paradigma kayması gerçekleşiyor. Malesef, çoğu kişi için bu gerçekleşmiyor. Böyle olsaydı, dünyadaki pek çok ilkel düşünme biçimi hala varlığını sürdürmezdi.

      Kısacası, düşüncelerini ne olursa olsun değiştirmeyecek tonla insan var. Ben, insanın enerjisi yettiğince bu kişilerin saçmalığını yüzlerine vurması gerektiğini düşünmeye başladım. Her zaman iyi niyetli davranmak, bir zayıflık. Kötü niyeti, en azından dipsiz bir çukura benzeyen cehaleti tanımalı ve ona göre davranmalı. Yani pratik açıdan bakınca, hiç bir şey bilmeden iddialı konuşan, hele ki agresif kişilerle, eşit bir birey gibi muhattap alıp konuşmak yerine, onların saçmalığını baskın bir üslupla yüzlerine vurmak daha mantıklı geliyor.
    • O zaman daha farklı bir soru ile devam edelim kimler bu paradigmalarını değiştirip değiştirmeyecek insanlar. Eğer her cahil bir değilse, potansiyel sahibi olup olmayanı ne belirliyor? Zeka mı, karakter mi, yetiştirilişinde edindiği bir takım disiplinler mi? Yoksa birşeyler doğuştan veya 0-6 yaş arasında ki devrinde mi belirleniyor?
    • Sae yazdı:

      O zaman daha farklı bir soru ile devam edelim kimler bu paradigmalarını değiştirip değiştirmeyecek insanlar. Eğer her cahil bir değilse, potansiyel sahibi olup olmayanı ne belirliyor? Zeka mı, karakter mi, yetiştirilişinde edindiği bir takım disiplinler mi? Yoksa birşeyler doğuştan veya 0-6 yaş arasında ki devrinde mi belirleniyor?
      Açıkçası benim de merak ettiğim bir şey bu. Genetiğin bir dereceye kadar etkisi vardır ama ana etken olduğunu zannetmiyorum. Diğer etkenler ise oldukça çeşitli. Karakter diyorsun mesela ama karakter denilen şey, o kadar kapsamlı ki, bir açıklama için yetersiz.

      Paradigmalardan oluştuğumuz ve bunların durduk yerde değişmediği belli. Ancak bu paradigmaların hepsi de aynı değil. Örneğin soyut kesinliği reddetme, yani kanıt isteme olayı, elde edilebilecek en iyi yeteneklerden birisidir. "Kanıt" denilen şeyi hemen her insan istediğini söylüyor ama bundan kastettikleri farklı.

      Kimi insan için, bu bir yakınından duyduğu bir dedikodu oluyor. Örneğin "Bilmem nerede tanıdığım var, şunları şunları söyledi," diyor. Bu tanıdığın söyledikleri, kendi aklındakine yatkınsa bunu bir kanıt olarak görüyor. Değilse, sadece dedikodu ve güvenilmez deyip geçebiliyor.

      Başka birisi için, güvendiği bir gazete veya kişi tarafından yazılmış bir şey oluyor. Karşıt bir gazeteden veya kişiden bakıyorsa, yalan oluyor. Olayların kendilerini incelemek yok yani, onları kimin dediğine bakma var. Bu aşırı yaygın bir durum ve kulaktan dolma bilgilerin mantıksızlığı hakkında ikna edebilsen bile, bunu genellikle aşamıyorsun. "Senin dediğini X yazmış, o yüzden geçersiz," deniliyor.

      Başka pek çok versiyonu ve seviyesi de var elbette. Bilişsel önyargı da deniyor bu duruma. Wikipedia'da açıp bakınca, onlarca önyargı tipi görülebiliyor.

      Bilim gibi eleştirel yaklaşan tutumlar, bu önyargıların olabildiğince farkında olmaya çalışıyor. Örneğin, 2015 senesinde Nature'da yayımlanmış bir yazı doğrudan bu konuyu ele alıyor. Yazıda da denildiği gibi, insanlar kendini kandırma konusunda oldukça yetenekli.

      Nullius in verba, İngiltere'deki köklü bilim topluluğu Royal Society'nin mottosudur. "Take nobody's word for it / Kimsenin sözüne inanma" anlamına geliyor. Zaten bilim de bunun üstüne kurulu. İnsanların sözüne güvenmek yerine, tekrarlanabilir yöntemler oluşturuluyor. İnsanın elindeki en iyi, doğruyu bulma aracı olmasının sebebi de bu. Sonuçta insanlar yalan söyleyebilir ve hata yapabilir.

      Diğer bir mesele, insanların istatistiklerden anlamaması. Bilimsel bir disiplini hakkını vererek okuyan birisi (Türkiye'de hemen hiç kimse bunu yapmıyor), örneklem denen şeyin ne kadar önemli olduğunu bilir. Yeterince büyük olmalıdır, rastgele seçilmelidir, her grubu içermelidir. Bu şekilde sapmalar engellenir ve daha sağlıklı bir sonuca ulaşılır.

      Mesela, sadece kendi çevresinde gördüğü şeylerden tespit yapıyor çoğu insan. A grubu kişiler böyledir diyor. Oysa A grubundan gördüğü kişiler sadece kendi çevresindekiler. Başka yerlerdekilerin farklı olabileceğini, kendi çevresinin sadece küçük bir kısmı temsil edebileceğini düşünmüyor. Şöyle anlatılabilir. Bir insan çevresinde gördüğü hemen her Kazak'ın 1.80 üstünde olduğunu fark ediyor ve bütün Kazakların uzun olduğu sonucuna varıyor. Oysa sadece onun bulunduğu bölgeye göç etmiş Kazaklarda görülen, küçük bir genetik varyasyon bu. Kazakların genelini yansıtmıyor.

      Yani, istatistiki bir düşünme şekli gerekiyor.

      Nullius in verba ve istatistiki düşünme biçimi, her insanda olması gereken iki özellik. İnsanların vardığı bir çok yanlış sonuç, bu ikisinin eksikliğinden kaynaklanıyor. Ancak bunlar da yoktan var olan tutumlar değil. İkisinin de kökeninde, belli bir paradigma yatıyor. O da, dünyaya analitik bir şekilde yaklaşmak. Dünyayı inceleme ve anlama isteği. Elbette her insanda bir derece anlama isteği var ama analitik şekilde yaklaşanlarda, çok daha fazla. Parçalarına ayırma ve parçaların ne işe yaradığını anlama var.

      Bunun kökenine inilirse, küçükken bu davranışa teşvik etme ve besleme olayı çıkıyor. Mesela çocuk nereden geldiğini sorarsa, onu ayıplamak veya konuyu geçiştirmek yerine, yaşına uygun bir şekilde bunu açıklamak (Kişisel bir anı olarak, bana yapılan buydu ve beş yaşındayken bile insanların nasıl ürediğini biliyordum). Genetiğin de rol oynadığı fikrindeyim çünkü mesela, otizm spektrumunun işlevsel kısmında kalan kişiler, dünyada örüntü arama yeteneği açısından gelişmiş oluyor. Örüntü dediğimiz şey ise insanların dünyayı analitik olarak anlama biçimi. Bir not olarak, pek çok bilim insanının, otist olmasalar bile, otistlerde görülen belli özelliklere -daha hafif bir şekilde- sahip olduklarını belirtmeliyim (İkisi için de kaynak: Kötülüğün Anatomisi, Simon Baron-Cohen).

      Bunlar işin bir kısmı. Bu alanda yetkin bir psikolog çok daha iyi açıklayabilecektir. Keşke bulsak bir tane siteye :P

      İşin diğer boyutunda, sosyal çevre yatıyor ve bu da çok kapsamlı bir konu. Toplum tarafından bu konularda kabul edilen standartlar ve paradigmalar da etkiliyor. Daha fazla bir yorum yapmak istemiyorum çünkü elimdeki veriyi yetersiz buluyorum.

      ---

      Bir de anekdotları mutlak kanıt olarak görenler var ki onları hiç sorma.

      Benim ilgimi çeken bir nokta, kendisine bu olaylar açıklansa bile, gözünün önündekini reddeden kişinin psikolojisi. Paradigmaların farklı olduğundan bahsetmiştim. Bu tarz analitik bir paradigma eleştiriye daha açık oluyor ama dış bilgilere ve uyuşmayan kanıtlara çok daha kapalı pek çok paradigma da mevcut. Bunlardan birisi din ve dini düşünme tarzı. Bu paradigmanın kökeninde soyun kesinlik yatıyor. Soyut kesinlik benimsendiği için de, herhangi bir kanıt -ne kadar empirik ve fazla olursa olsun- yeterli olmuyor. Doğrudan reddediliyor. Düşününce çok büyüleyici bir olay.

      Bir yerde anlayabiliyorum, sonuçta gökten düşmedim ve bu toplumdaki belli düşüncelere ben de önceden sahiptim. İnsan, çarpık bir kanıt bazlı düşünmeye sahip olduğu için, hemen her şeyi destekleyici bir şey olarak yorumlayabiliyor. Benzer şekilde, siyasi olaylarda somuttan öte soyut bir inanç ağır bastığı için, kanıtın reddi var.

      Tam anladığımı yine de söyleyemem. Çok farklı yöntemlerle düşünüyoruz.

      İşin komik yanı, pek çok farklı ve çatışan çevre, kanıttı, gerçekti, inançtı vb. konuşuyor ve karşı tarafı bunların olumsuz olanlarıyla itham ediyor. Öte yandan kendisini iyi olanlarla övüyor. Bu yüzden sözlere inanmıyorum ben :D Doğruyu bulmada işe yaradığını bulduğum bir yöntemi izlemek (Nullius in verba, istatistiki düşünme biçimi, bilişsel önyargıların farkında olmaya çalışma) daha mantıklı geliyor.

      Not: Bir yerde, bu körcahil kişilerden alınabilecek en iyi intikamın, onları anlamak olduğunu düşünüyorum. Onların zihinlerini parçalarına ayırarak anlarsan, onların neden bu şekilde davrandığını öğrenebilirsin. Böylece onların en büyük kozu olan istekli cehaleti ellerinden almış oluyorsun. Bilinen şeyle savaşılabilir. Cehaletleri, nedenleriyle beraber, göz önüne serilebilir. Örneğin şu araştırma, alt-righter tiplerin mantığını anlamaya yardımcı oluyor. Ne kadar gelişmemiş bir düşünme biçimi yüzünden böyle davrandıkları gözler önüne seriliyor.

      Bu tarz insanların basitliğini ortaya çıkarmak tatmin edici bir şey.